İskenderiye Rüzgârı: Unutuşun Estetiği

İskenderiye Rüzgârı: Unutuşun Estetiği

Dergi Sayısı: 02 Hypatia | Yazar Adı: CONF. Görsel Tasarım: Vora | Tür: Mensur Şiir | Okuma Süresi: 2 Dakika

İskenderiye’nin o eski, mermer sütunlarının arasından geçip giden rüzgârı dinlerseniz, size taştan ve kumdan daha eski bir hikâye anlatmaz. Sadece susar. Bir zamanlar Akdeniz’in en kalabalık, en gürültülü dersliklerinden geriye kalan o büyük boşluğu fısıldar.

Yüzyıllar geçti. O büyük kavgalar bitti, meşaleleri tutan eller çoktan toprağa karıştı. Geriye sadece yarım kalmış kemerler ve o kemerlerin altından gelip geçen yalnız bir uğultu kaldı.

Tarih kitapları o kütüphanenin yanışını rafların, parşömenlerin ve binlerce yıllık ruloların kül oluşu gibi anlatır. Hep o kuru, o fiziksel kayıptan söz ederler. Oysa yanıp kül olan şey sadece taş ve kâğıt değildi. O gün o meşaleler kütüphanenin pencerelerinden içeri süzülürken, asıl yıkım insan ruhunda gerçekleşiyordu. İnsan ruhundan kopan, bir daha asla yerine konamayacak o devasa parçayı kimse ölçemedi.

Her yanan parşömenle birlikte, bir insanın içindeki o saf merak, o anlama arzusu ve o şefkatli uyanış da küle dönüştü. Dünyanın bütün kütüphaneleri aslında insanlığın ortak ruhunun hafıza odalarıdır. Ve o odalar bir kez ateşe verildiğinde, geriye sadece yıkılan kütüphaneler ve yarım kalan cümleler kalır.

Şimdi bu loş koridorlarda yürürken, o yarım kalan cümlelerin sızısını arıyor gözlerim. Burası, bir zamanlar geometrinin, yıldızların ve düzenli bir aklın öğretildiği yerdi. Şimdi ise yalnızca unutuşun o şık, o teslim olmuş sessizliği kaplamış her yeri. Ne bir öfke kalmış duvarlarda, ne de bir pişmanlık izi.

İnsanlık olarak ne kadar kolay harcıyoruz içimizdeki o saf ihtimalleri. Ne kadar çabuk alışıyoruz o konforlu, o karanlık sessizliğe.

Hypatia’nın parşömenleri kayboldu, kütüphanenin külleri rüzgârla Akdeniz’e karıştı. Bu metin bir suçlama ya da bir intikam çığlığı değil. Sadece, bir zamanlar buralardan geçmiş o rasyonel zarafetin ardından tutulan dilsiz bir yas.

Çünkü binalar yıkılır, insanlar ölür. Ama asıl trajedi, o binaların içinde kurulan o güzel rüyaların ve yarım kalan o cümlelerin bu kadar kolay unutulmasıdır.

Rüzgâr biraz daha sert esiyor şimdi. Taşlar soğuyor.

Ve bazı rüyalar, bir kez yarım kaldığında, bir daha hiçbir çağda tamamlanmıyor.

Kamisa Felsefe ve Edebiyat Dergisi Logo

Kamisa

Kamisa; kadim bir bilgenin modern çukurdan yükselen çağrısıdır.

2026 © Kamisa Felsefe ve Edebiyat Dergisi. Tüm hakları saklıdır. | ISSN 3108-7582

  • @kamisadergi
  • @kamisa.dergi