
İnsanlar sevmeyi dokunmak sanıyor. Ne büyük bir yanılgı! Ben ona hiç dokunmadım ama her sabah zihnimin parmaklarıyla onun yüzünün haritasını çıkarıyorum. Aramızdaki o on beş metrelik boşluk, aslında benim sığınağım. O mesafeyi hayallerimle dolduruyorum. Zihnimde ona doğru koşuyorum... Ama bugün, bir şeyler farklı. Bir fırtına yaklaşıyor ve ben, her zamanki yerimde, en ön sıradan bu felaketi izlemeye hazırım.
Devamını okumak için tıklayınız.

Modern dünyanın en büyük vaadi, belki de en yorucu olanı: bir şey olmak. Bu vaat, çocuklukta masum bir soruyla başlar. “Büyüyünce ne olacaksın?” Zamanla bu soru biçim değiştirir ama ağırlığını hiç kaybetmez. “Ne yapıyorsun?”, “Kariyerin ne durumda?”, “Hedefin ne?” Hayat ilerledikçe bu sorular çoğalır, cevaplar ise sadeleşir. Çünkü artık mesele ne hissettiğimiz değil, ne olduğumuzdur.
Devamını okumak için tıklayınız.

Bize düşen insanları susturmak değildir; bu sadece amatörlerin ve diktatörlerin yöntemidir. Biz, insanların kendi kendilerine susmalarını, sessizliği bir erdem sanmalarını isteriz. Onların gönüllü dilsizliği, bizim en güvenli bağımızdır. Zira zorla susturulan insan bir gün patlar; ama konuşacak hiçbir şeyi olmadığına, kelimelerinin bir hükmü kalmadığına inanan insan, ömür boyu sessiz kalır.
Devamını okumak için tıklayınız.

Bir kadının hayatının elinden alınması, sadece bir insanın değil; bir hayalin, bir geleceğin ve bir umudun da yok edilmesi demektir. Bu nedenle 8 Mart, sadece çiçeklerin verildiği bir gün değil; aynı zamanda adalet talebinin en yüksek sesle dile getirildiği bir gündür.
Devamını okumak için tıklayınız.