Alışılana Kaçış

Yayın Tarihi: 03.08.2026 | Konuk Yazar: Nisyan Görsel Tasarım: Vora | Editör: Zehra | Tür: Deneme | Okuma Süresi: 3 Dakika

Kaçıncı kez geliyorum bu satırların başına, bilmiyorum. Kaçıncı kez kendimi anlatacağım bir kâğıda, daha kaç kez kimse duymayacak beni, artık merak bile etmiyorum. Evet, yine buraya geldim. Çünkü yolunu ezbere bildiğim tek yer burası. Buradayım, çünkü bilmiyorum. Anlatsam yıllarca anlatırım, bağıra çağıra anlatsam susmayı unutacak kadar çok konuşurum. Ama anlatsam, kim anlayacak? Yırtık pırtık birkaç parça anıyı kim birbirine dizebilir yaşanmışlıktan başka?

Peki ya yaşayan da bilmiyorsa nasıl bileceğini? Hem kim uğruna bir ömür çürüttüğü her şeyin bir yanılgı olduğunu duymak ister ki?

İnsanın kalbi çok yorulduğunda körleşirmiş. Dinlenmesine fırsat tanınmayan kalplerin karanlığından kim sorumlu olacak o zaman? Belki de insan, en çok yorulduğu yerde değil, en çok sustuğu yerde körleşiyordur.

Derin kabullenişler büyük sessizlikler doğurur. Acısını dile getirmeyen insanlar bir günde ölmez; her sustuklarında biraz daha eksilir. Yazarlardan geriye çoğu zaman kâğıtlara sinmiş birkaç yankı kalır. Dağlara çarpan çığın sesi nasıl vadileri sarsarsa, insanı da en çok kendi içinde büyüttüğü sessizlik yıkar. Kimi yolunu bulur, kimi ise farkına varmadan kendi mezarını kazmaya başlar.

Hayat bazen çocukken bakmaya korktuğun oyuncağın karşısına yeniden oturtur insanı. Yürümeye korktuğun yolların taşlarını tek tek ezberletir. Sonra bir gün, ölüm dediğin yerin aslında yaptırdığın duvarlardan ibaret olmadığını anlarsın. Çünkü kimsenin mezarı “Ben burada öldüm.” dediği yerde değildir. İnsan “Ben burada yaşadım.” diyebildiği yerde iz bırakır.

Bir yerden sonra insan en çok patlak sokak lambalarını sever. Kırık kaldırım taşlarından kendine kaleler kurar. Nefes almanın yalnızca oksijenle ilgili olmadığını fark ettiğinde, gerçekten nefes alabileceği yerleri aramaya başlar. O zaman koşmanın her zaman ilerlemek olmadığını, kaçmanın ise hiçbir zaman kurtuluş olmadığını anlar.

Çünkü insan bazen şehirlerden değil, kendi gölgesinden kaçar. Gittiği her yere kendini de götürdüğünü ise çok geç öğrenir. Yollar değişir, insanlar değişir, mevsimler değişir; ama insanın içinde susturamadığı ses olduğu yerde kalır. En uzun yolculuklar bile o sesi geride bırakamaz.

Belki de bütün kaçışların vardığı tek yer yine insanın kendisidir. Ve belki de cesaret, gitmekte değil; yıllardır kaçtığın aynanın karşısında ilk kez durabilmektedir.

Zaman diye bir şey olmadığını anladığında, saymayı bırakır insan. Çünkü bazı kayıplar takvimle ölçülmez. Bazı yaralar iyileşmez, yalnızca insan onlarla yaşamayı öğrenir. Ve bazı kaçışlar… hiçbir yere varmaz.

Kamisa; kadim bir bilgenin modern çukurdan yükselen çağrısıdır.

2026 © Kamisa Felsefe ve Edebiyat Dergisi. Tüm hakları saklıdır. | ISSN 3108-7582