
Dergi Sayısı: 01 Yabancılaşma | Yazar Adı: CONF.| Çizer Adı: Melda KAZANCI | Tür: Deneme | Okuma Süresi: 4 Dakika
Hadi bir an dur ve kendine sor: Günün büyük kısmını yaparken, gerçekten yaptığını hissettiğin tek bir an var mı? Ya da bazen senin onu değil, elindekinin seni yönlendirdiğini fark ettin mi? Gerçekten burada mısın, yoksa bir şekilde kendinden uzaklaşmış halde mi yaşıyorsun? Eğer cevapların karmaşıksa, yalnız değilsin. Çünkü insanlık tarihi boyunca bu sorular sorulmuş ve hâlâ sorulmaya devam ediyor. Ama bugün, belki de daha yoğun bir şekilde, günlük hayatımızın ortasında sessizce yankılanıyorlar.
Bazen farkında olmadan, küçük adımlarla başlar her şey. Evin içinde dolaşırken, iş yerinde ekranın karşısında, belki sosyal medyada profilini incelerken… İçinde bir boşluk var, adını koyamıyorsun. İşte bu, insanın kendine yabancılaşmasının ilk işaretidir. Kimi zaman bir kahve molasında farkına varırız, kimi zaman da bir gece yarısı soğuk balkonda yalnız kaldığımızda yanımıza sessizce oturur.
Marx, bu durumu “emekçinin kendi emeğinin ürününden kopması” olarak tanımlar. Yani sen çalışıyorsun, üretiyorsun, saatlerini, gücünü, zekânı ortaya koyuyorsun… Ama ortaya çıkan şey artık sana ait değil. Fabrikada üretilen bir nesne, ofiste düzenlediğin bir rapor, sosyal medyada paylaştığın bir içerik… Hepsi artık bir sistemin parçası, senin değil. Ve sen bir izleyici gibi, kendi emeğinin sonucunu sadece izliyorsun. Peki, bunun acısı nedir? Bunun acısı, derin bir boşluk hissi yaratır. İnsan yaptığı şeyin, emeğinin ve zamanının sahibinin artık kendisi olmadığını fark ettiğinde, kendi varlığının bir parçasını kaybeder gibi hisseder. İşte o hissin adı, yabancılaşma.
Ama Marx sadece bunu tarif eder, bir acıyı gözler önüne serer. Onun işaret ettiği nokta, bir eleştiri ve farkındalık. Fromm ise daha farklı bir pencere açar: Modern insanın içsel yalnızlığı. Onun bakışı, modern insanın içsel yalnızlığını gösterir. Onun için yabancılaşma, yalnızlık ve kopuklukla eş değerdir; ama bu, sadece yalnız hissetmek değildir. Kalabalıkların ortasında bile yalnızlık hissiyle sıkışmaktır.
Onun için modern bireyin yalnızlığı ve kopukluğu, kendi iç dünyasıyla olan bağın zayıflamasından gelir. İnsanlar bir aradadır, ama herkes kendi dünyasında, kendi ekranında, kendi görevlerinin yükü altında… Fromm der ki: Modern birey, kendine yabancılaşmıştır. Kendini tanımak, hissetmek ve kendi kararlarını almak artık güçtür. Bu yabancılaşma, sadece iş hayatında değil, ilişkilerimizde, hobilerimizde hatta kendi iç dünyamızda da bize kendini gösterir. Kendimize yabancılaştığımızda, yaptığımız işleri de anlamlandıramıyoruz. Kendimizi başkalarının beklentilerine, toplumun ritmine, ekrana, ekrana yansıyan hayata kaptırıyoruz.
Ve elbette Sartre ve Camus… Onlar için yabancılaşma, varoluşun anlamsızlığıyla yüzleşmek demektir. Her seçim, her eylem, bir özgürlük alanı sunar ama aynı zamanda bir boşluk açar. İnsan, bu boşluğun, karanlığın içinde kaybolabilir ya da farkına varıp anlam yaratabilir. Burada kritik olan nokta, farkındalık… Yabancılaşmanın karanlığı farkındalıkla aydınlanabilir. Sartre, bize şunu hatırlatır: “Özgürsün ama özgürlüğün ağırlığı seni yorar.” Camus ise absürdü kucaklar: Anlam arayışı ve anlamsızlık yan yana yürür.
Bu yabancılaşmayı sadece teorik olarak düşünmeyin. Siz de zaman zaman kendinize yabancılaşmadınız mı? Günlük rutinlerinizde bir otomatik pilot ile yaşadığınızı fark ettiğiniz anlar olmadı mı? Bir arkadaşınızla konuşurken gerçekten ne hissettiğinizi söylemediğiniz anlar olmadı mı? İşte yabancılaşma tam da bu anlarda sessizce gelir, çoğu zaman fark etmezsiniz bile. Ama işte fark ettiğinizde… Acı biraz daha sarsıcıdır. Ve her acı içinizde bir çatlak oluşturur; bazen bunu görmek istersiniz, bazen derin bir sorgulamaya dalarsınız.
Yabancılaşma sadece iş ve yalnızlıkla sınırlı değildir. Kendi bedeninizde, kendi zamanınızda, kendi duygularınızda da kendinizi yabancı hissedebilirsiniz. Telefon ekranınızın parıltısında kaybolduğunuz anlar, sosyal medyada bir “başkası” gibi görünme çabanız, sevdiklerinizle yüzeysel bağlar kurarken içten içe yalnız kalışınız… Hepsi yabancılaşmanın küçük ama güçlü izleridir. Marx’ın “emeğin yabancılaşması” teorisi, Fromm’un “modern yalnızlık” uyarısı ve Sartre ile Camus’nün varoluşsal boşluğu, bugün hâlâ bu sessiz işaretleri anlamlandırmamıza yardımcı olur.
Yine de bu karanlık ve acı tek başına değildir. Çünkü farkına varmak, aslında ilk adımdır. Marx’ın, Fromm’un, Sartre’ın ve Camus’nün söyledikleri bize sadece acıyı göstermez; aynı zamanda insanın bu karanlıktan çıkış yollarını, anlam arayışını da anlatır. Marx’ın söylediği gibi, emeğine sahip çıkmak, Fromm’un dediği gibi kendi özüne dönmek, Sartre ve Camus’nün işaret ettiği absürtle yüzleşmek… Tümü insanın kendi hayatını yeniden sahiplenme yollarıdır. Fark ettiğiniz an, döngüyü kırabilir, kendi emeğinizi, zamanınızı ve ilişkilerinizi yeniden sahiplenebilirsiniz.
Ve işin güzel yanı, bu kavramlar bugün hâlâ canlı. Belki bir arkadaşınızla geçirdiğiniz o kısa an, kahve molasında hissettiğiniz boşluk, bir otobüste bakışlarınızı bir noktaya sabitleyip düşüncelere daldığınız zamanlar… O boşluğu içinizde hissedebilirsiniz. Hepsi yabancılaşmanın birer yankısıdır. Ama aynı zamanda bu yankının getirdiği farkındalık, yeniden bağ kurmanın başlangıcıdır. Hepsi Marx’ın, Fromm’un, Sartre’ın, Camus’nün anlattıklarını bize tekrar tekrar hatırlatıyor. Onların mesajları bize sadece acıyı değil, aynı zamanda çözüm yollarını da gösteriyor. Ve kendi içindeki yabancılaşmayı fark ettiğin an, o döngüyü kırabilir ve kendi emeğini, kendi zamanını, kendi ilişkilerini yeniden sahiplenebilirsin.
Kısacası, yabancılaşma soğuk bir teori değil; seninle konuşan bir arkadaş gibi. Bazen eleştirir, bazen yüzleşmeni ister, bazen de umut verir. Ve en önemlisi fark etmenin gücünü hatırlatır: Sen kendi hayatının sahibi olabilirsin. İlk adım fark etmektir, sonra anlam arayışına başlayabilirsin. Sonra kendi emeğini, kendi zamanını, kendi ilişkilerini yeniden sahiplenebilirsin.
Belki gece yarısı yalnız başına fark edeceksin. Belki bir kalabalığın ortasında, belki sosyal medyada, belki okulda, belki iş yerinde… O boşluğu hissedeceksin ve işte o an yabancılaşma sadece bir kavram olmaktan çıkıp, bir deneyime, bir farkındalığa ve yeni bir başlangıca dönüşecek.